Güzide hükümetimizin bizlere reva gördüğü şeye bak! Kafamız pişerken, ayaklarımız karın ağrıtacak kadar çok üşüyor ama zaten son zamanlarda karnım çok ağrıyor!
Saçma sapan müzikler çalan bir barda kafam pişerken, karnım ağrılardan ağrı beğenirken, korkunç bir kalabalığın içinde eski bir dostu ve Godot’yu bekliyorum, dost gelir mutlaka ama Godot bu hikâyede de gelecek gibi görünmüyor!
Garsonun koluna yapışıp:
“Müzik çalmayacak mısınız” diye soruyorum, saf saf yüzüme bakıyor
“Müzik çalıyor ya” diyor. Bırakıyorum kolunu…
Müzik dediği şeyi buruşturup çöpe atmak istiyorum!
Cıstak cıstak cıstak… Kalabalıklar artık böyle mi eğleniyor, insanlar sunulan her şeyi reddetmeden nasıl dinliyor? İlk gençliğimi özlüyorum…
Son 20 günde hayatım alt üst oldu, hayatımın altında kaldım!
Kafam pişmeye devam ediyor, karnım daha çok ağrıyor, dostum geç kalacağını söyledi, Godot’dan haber yok!
Akrep ve yelkovan yine küsmüş birbirine, ağırdan alıyorlar zamanı olan bana oluyor, akrep de yelkovan da bulundukları tüm saatleri terk etsinler istiyorum, hemen, şimdi!
Ah sonunda iyi ve manidar bir müzik; Should I Stay Or Should I Go? diye bana mı soruyor The Clash? Ahh sevgili Strummer, inan ben de bilemiyorum, aynı soruyu günlerdir kendime soruyorum…
Şaşkın gözlerle birbirine bakan, el ele diz dize oturan bir çift var masa üstünde, sol üst köşede:
“ Efes Pilsen, bu neşeli havayı tamamlıyor” yazıyor, bir reklamcı olarak küfrediyorum içimden, sahi, neşe derken?
Papiklenen Libya halkı gibi hissediyorum kendimi, isyan etmek, kaçmak, sarılmak, tekme atmak duyguları arasında gidip geliyorum…
Olanca hırsımı Beckett’dan çıkarmak istiyorum, Godot nerede ise bulup getirmesini istiyorum!
Yelkon akrepi yakaladı, saçından tuttuğu gibi, kendine çekti, öptü! Dostum geldi, Godot’nun geldiği nerede görülmüş ki?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder