Doğumumdan bugüne geçen sürede yaşadıklarımı nasıl tanımlayacağımı buldum sonunda. Hikâye.
Hepsi hikâye…
Bazı hikâyeler çok şey anlatır görünse de hiçbir şey anlatmaz, bazı hikâyeler ise girifttir, sıkışıktır, insanı sarsar…
Durun durun hikâye anlatacak değilim burada! En fazla hikâyelerin tam ortasından, en heyecanlı yerinden kaçan bir kızdan bahsedebilirim… Dadafon dinleyen, I wish to weep şarkısına ayna karşısında playback yapan, kuş seslerini alkışa, sokaktan gelen gürültüleri hayran çığlıklarına benzeten, kafasına hep biraz kıyak geçen o kızdan…
Bu kızın allahı yok, parayı tanımıyor, annesi tarafından sevilmiyor, erkekleri ve çorapları kaçırıyor, sigarayı kendine yakıştırıyor, kendine anlattığı masallara en çok o inanıyor; zaten bu kız her şeye inanıyor!
Bu kızın allahı yok, en sevdiği renk mor, camlardan sarkıyor, kafası kıyakken herkese sarkıyor, Janis Joplin’i rüyasında görüyor, bilezikleri onun verdiğini söylüyor, bu kız zaten çok yalan söylüyor!
Bu kızın allahı yok ama kendisi var! Aramızda, yaşıyor!
Kafasının içinde bir müzik kutusu taşıyanlar hikâyenin burasında yani tam ortasında müziği değiştirsinler!
Tavsiye isteyenler için geliyor; “Ballad Of The Soldier's Wife”… Bertolt Brecht’in sözleri, Nick Cave’i iç organlarına kadar tanıyan sıska güçlü kadın
P.J Harvey’nin seksi ağzından dökülüyor. P.J ve Nick’in hikâyesi bitti; yıllar oluyor, herkes biliyor, bıraktıkları boşluğu Henry Lee dolduruyor biz içiyoruz, kana kana…
Hikâyeler… Doğumla ölüm arasında geçen zamana, o zamanda yaşananlara hikâye diyorum ben; saçma sapan, uyduruk, aklı başında, acıklı, eğlenceli vesaireli hikâyeler…
Bazılarının kader ya da alın yazısı diye tanımladığı, o anonim senaryoya başkaldıran ve kendi hikâyesini yazan herkesi kucaklıyorum, oynamayı reddedenleri ayrıca seviyorum, bir sincabın terapiste gidebileceğine inanan o kızı da seviyorum, allahı olmayan o kızı…
Annem: “Sen de amma çok sevdin” diyor, gülüyorum…
Hikâye; bence çok şık bir kelime üstelik şapkası var; yukarıda anlattığım hikâyeye gelirsek şıklığı tartışılır ama var onun da şapkası, selamlıyor kalabalığı…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder