Herkes çöpünü televizyona mı atıyor?
Televizyonun ve bize dayatılan müziğin, kirli sepetinden daha temiz olmadığına kalıbımı basarım. Kendimi, tinerle inceltilmiş yağlı boyaya yatırıp, fosforlu renklere bulayarak kalıbımı basacağım. Bastığım yerde ne kadar iz bırakırım o ayrı…
Uyku ilaçları bir zamanlar ne kadar da modaydı, şimdi tedavülden kalktı yerine televizyon geldi yıllarca uyku ilacı kullanmış biri olarak söyleyebilirim ki; en ağır uyku ilacının yan etkisinden daha ağır televizyonunki… Uyku ilaçları mide bulantısı yapabilir ama televizyon direkt kusturur! En azından beni kusturuyor kötü müzik gibi… Kötü müzik, iyi müzik… Müzik ikiye ayrılıyor sanırım iyi ve kötü diye; kötü, inanılmamış, üzerinde kafa yorulmamış, sözleri ipe dizilmiş, cıstak cıstak üzerine okunan, bana küfür gibi gelen ve adına müzik dedikleri iğrençlikten tiksiniyorum…
- “Hala çok güzelsin” dedi S.
Güzelim çünkü modam geçmiyor : ) güzelim çünkü modayı takip etmiyorum…unutmadan, yeni moda: kötü müzik, televizyon..
Biz yine ataraxın kollarına bırakalım kendimizi, renksiz, rüyasız ama yalansız…
Salt uyku derinliği, ölü gibi, 4/3 ölü gibi..
Yürümek ne kadar enteresan bir şey, bir adım öne diğeri yine öne, dublajda yakalanması istenilen senkron işte! Sadece adımlara odaklı, gözünü yerden ayırmadan -hem görmeye değer ne kaldı?- İyi bir müzikle sonsuza kadar yürünebilir en azından ben yürüyebilirim… Yine böyle bir gün guns n roses ile yürürken bir ağaca rastladım sadece adımlarıma bakarak yürüdüğüm için ağacı görmedim, ağaca çarptım! Tim Burton filmlerindekileri kıskandıracak kadar kendine özgü olan bu ağaç, dünyaya kapalı, guns n roses’a açık kulaklarımı pardon kulaklığımı çıkardı, gölgesi serindi, kuytusunu bilmiyordum…
- “Biraz oturmaz mısın?” dedi, “her zaman bir tanrıça geçmiyor buradan”…
Oturdum, yaslanmaktan nefret ettiğim için, ona hiç yaslanmadan öylece oturdum, daha çok o anlattı, günlerce, gecelerce… Bazı geceler ona yaslanmak istedim, gözlerimi kapatıp arkama yaslanmak ve hiçbir şey düşünmemek.. Hep kendinden bahseden bu ağaç beni anlamıyor, beni dinlemiyor, gölgesinde bir parça serinliğe razı olacağımı sanıyordu, tanrıça dediği ben aslında onun kendini vaftiz ettiği nehirdim ve o bilmiyordu bu nehre yalnızca bir kez girebileceğini!
Bir ağaçtan kaçılır mı?
Ben kaçtım!
Müziğimi de alıp kaçtım. Görüş alanından çıkınca dönüp bir baktım, yoldan geçen müziksiz bir kadının yolunu kesmiş;
- “Biraz oturmaz mısın, her zaman bir tanrıça geçmiyor buradan” diyordu…
Gülümsedim ve düşünmeden edemedim…
Bir insan ömrü boyunca ortalama 7 ağaç harcar, peki ya bir ağaç? Ömrü boyunca kaç insan…….?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder